Neden Stand Alone Complex Serisini İzlemelisiniz?

Ghost in the Shell serisini anime sektörünü az çok takip edenler en kötü sadece duymuş ya da görmüştür. Sektörün en önemli markalarından olan bu serinin aynı zamanda da sinema için mihenk taşlarından biri olan Matrix’e de ilham kaynağı olduğunu yazmama da gerek var mı bilmiyorum ama yazmış bulunmakta olduğum için artık bunu düşünmeme gerek kalmadı.

Ghost in the Shell için söylenecek ve yazılacak çokça şey var. Ben olsam ne mi derdim bu seri için? Kelimelerin kifayetsiz olduğu bir seri desem yeterli olurdu belki. Emin değilim o kadar. Ama bu yazıda sizlere Ghost in the Shell tanıtacak değilim. Ne olduğunu zaten bildiğinizi varsayıyorum. En azından bir görmüş ya da duymuşsunuzdur. Bu da yoksa ve anime izleyicisi iseniz o biraz artık ayıp olmuş diyebilirim. Kime göre? Bana göre. Bu dünyanın sonu ya da bunu umursamalı mısınız? Hayır.

Ghost in the Shell özünde tabii bir manga serisi. 1995 yılında animasyon filminin çıkması ile popülerliğinin çok fazla artması ise sanırım hepimizin kabul edebileceği bir gerçek. O filmden önce bu marka meşhur muydu değil miydi kendi çapında bilmiyorum ama meşhurduysa bile bu film onu daha da ileriye taşıdı o bir gerçek. Öyle ki bizim ülkede bile satışı yapıldı Ghost in the Shell’in. Türkçe dublajı bile var Ghost in the Shell’in ve inanmayanlar için de görsel paylaşabilirim tabii.

“Çıkar göster!” demenize gerek yok.

1995 yılındaki film anime sektörü için bir mihenk taşı oldu. Çokça övüldü ve el üstünde tutuldu. Övme materyallerini dizmeye kalksak buradan aya doğru çıkabiliriz. Birkaç sene önceki ben ise animelere yeni başladığımdan dolayı tabii Ghost in the Shell’i de izlemek farz olmuştu bir kere. İzlediğimde ise filmi ne sevdim ne sevemedim. Filmle alakalı hiçbir şey hissetmedim. Benim kalemimde bir filmde değildi belki de bilmiyorum ama bildiğim bir şey vardı;

Bu filmi izlerken evreni beni çekmişti gayet. Cyberpunk türü ile daha o zaman çok da ilgili ve bilgili bir insan değildim. Cyberpunk ne onu bile bilmiyordum sanırım. Bunun etkisi ile bu türde ilk defa böyle bir şey izlememden kaynaklı mı bilmiyorum ama evreni beni gayet çekmişti ve bu evrende daha çok olay örgülü şeyler görmek istedim. Film böyle bir şey sunmuyor tabii. Film o evrende yaşanan bir hikâyeyi anlatıyor sadece ve bunu bol olay örgüsü ile de yapmıyor. Oldukça kısa keserek hikâyesini anlatıyor ve kenara çekiliyor.

Bu sebepten dolayı ben istediğimi hiç alamamıştım ve markaya da hiç ilgim olamamıştı. Aradan birkaç sene geçti ve ben bu marka adına başka bir şey izlemedim daha. Malum başka filmleri ve alternatif bir TV serisi de var. Ama hiç yanaşmadım tabii. Gel zaman git zaman, bir gün gökten sanki vahiy geldi ve ben de kalkıp “Stand Alone Complex izlemeliyim” dedim.

Şimdi öncelikle uyarımı yapayım; bu yazı sadece Stand Alone Complex serisini içerecek bir yazıdır. Ghost in the Shell markasına dair diğer eserleri içerisinde barındırmayacak bu yazı. Yani tavsiye olarak. Peki neden?

1- Samimi kaçmaz. Benim 1995 yılındaki film ile olan ilişkim belli.

2- Gerek yok. Hani zaten çokça övülen bir seri. Ben olmasam size “İzleyin” diye övecek olan kişi çok.

3- Muhtemelen zaten izlemişsinizdir.

Stand Alone Complex nedir peki? Ghost in the Shell direkt ama alternatif bir senaryo. Peki benim bu seriyi size tavsiye etme sebebim ne? Aslında bunun cevabı bu seriyi neden sevdiğimde yatıyor. Aslında ilk soru “1995 yılında filmi beğenmiyorken bu seriyi beğenmene sebep olan şey neydi” olmalıydı tabii. Bunun da cevabını tahmin edebilmek aslında zor değil. Filmi neden beğenemediğimi yazmıştım. Stand Alone Complex serisi, 1995 filminde bulamadığım her şeye sahip bir seri. Stand Alone Complex direkt benim için bir gerçekleşmiş dilek gibi. Karakterlerin günlük yaşantıları, bol olay örgüsü, evrenini işlemesi ve birçok farklı davalar. Sadece bunlar da değil. Serinin diyalogları çok iyi yazılmış olup üstüne evrenin politik yanını da baya derinden ele alması ve bunu bir ana konu edinip senaryosuna çok güzel yedirmesi. Stand Alone Complex serisi direkt istediğimden fazlası idi.

Stand Alone Complex serisini peki neden izlemelisiniz? Bu aslında daha çok ne istediğinize göre değişir. Stand Alone Complex pek de ana akım bir seri sayılmaz. Japonya haricinde tabii. Orada durum ne emin değilim. Özellikle şu yıllarda zaten güncelliğini topyekûn kaybetmiş durumda. Netflix’e gelen yeni sezonu bile o güncelliğini diriltemedi ama onun sebebi direkt o sezonun tutmaması ile de alakalı olabilir ama ona sonradan değineceğiz. Stand Alone Complex için öncelikle şunu diyeyim; çeşit. Seri birçok konuya değiniyor ve birçok konuyu da eleştiriyor. Seriyi tek bir potada özetleyebilir misin derseniz onu ben yapamam. Neredeyse her bölüm ayrı bir tartışma, eleştiri ve felsefe içeriyor. Hatta sık sık devletlere bile lafı geçiyor serinin.

Serinin yazarlarından olan Kenji Kamiyama kaleminin güçlü olduğunu ispatlamak istercesine bu seride Stand Alone Complex adı altında alternatif bir seri yaratmış ve iyi ki de yapmış benim için. Tek yaratıcısı o değil tabii, dediğim gibi başka yazarları da var. Kenji bunlar arasında ne kadar öne çıkan bir isim bilmiyorum ama serinin yapımı sırasında birçok pozisyonda yer almış biri. Yine de kendi kıçımdan element uydurmak yerine serinin yaratıcılarından biri demek daha doğru olacak. Stand Alone Complex serisinin öne çıktığı taraf zaten yazarlık. 1995 ve devam filminden ayrıldığı nokta kendini politik yönden çok öne çıkarması. O yönden de işi felsefeye vurması. Film serisinde diyaloglar direkt sadece felsefi bir ayarda. Hatta bu film serisinde o kadar çok fazla konuşma da olmuyor zaten. Üstüne üstlük gayet de sakin diyalog akışları mevcut film serisinde. Stand Alone Complex serisinde günlük konuşma tadında diyalogların yanında çok fazla da politik ve siyasi terimler içermekte. Film serisine nazaran felsefi yoğunluğu çok daha düşük o yüzden ama bu felsefesi yok demek değil. Var ve işliyor ama sürekli işlemiyor. Diyaloglar yavaş akmıyor ve takip etmesi de kolay değil. Eh tabii terimler yüzünden de anlam olarak takip etmesi yine o kadar kolay değil. Gerçekçi bir seri o yönden gayet ve genel seyirciyi baz alarak yazılan senaryolar değil bunlar. Biraz siyasi ve politika bilinmesi şart ne yazık ki yoksa durdura durdura izlemeniz olası. Belki de yazarların okuduğu üniversite bölümü ile alakalı bilmiyorum ama cidden bu konulara baya hakim olduklarını görebiliyorsunuz diyaloglarda ve anlatılan senaryolarda.

Stand Alone Complex olayları direkt evren yönü ile ne kadar ele alıyor diye hâlâ kafanıza oturmadıysa şöyle de bir örnek vereyim; bir bölüm direkt tartışma programı üzerine kurulu. Bir tane tartışma programı var ve orada farklı karakterler serideki ana olay üzerine tartışıyorlar ve bu bir bölüm sürüyor. Stand Alone Complex’in senaryo anlatırken seyirci takip edebilsin diye kendini kasmıyor kısacası. İngilizceniz iyi değilse direkt Türkçe çeviriye geçin o yüzden. İyi olsa bile yine takip etmeniz zor olabilir. “Şu an ne oluyor ben olayları kaçırdım” diyecek olmanız muhtemel çünkü. Yanlışlık olmasın diye tekrar ediyorum; karışık bir senaryoya ve anlatıma sahip diye demiyorum bunu. Diyalogları takip etmesi zor olduğu için. Ha tabii kompleks bir senaryosu ve senaryoları var serinin o ayrı bir durum ama seri her şeyi açıklıyor. Kimi şeyleri yeri gelince açıklıyor tabii, malum seride gizem de var ve bu yüzden başta birçok şeyi bilmemeniz lazım zaten.

Seriyi, film serisinden farklı kılan diğer yanı da tonu. Kesinlikle basık, ciddi ve ağır bir tonu yok serinin. Yani film serisi kadar yok. Yoksa seri yine gayet ağır ve ciddi ama yer yer de hoş ve keyifli anları da yok değil. Serinin en büyük farklılıklarından olan Batou mesela. Film serisinde Batou gayet ciddi ve yer yer de sinirli bir yapıda karakter. Laubali bir karakter değil kesinlikle kısacası. Stand Alone Complex serisinde yine aynı temellerini koruyor gerçi yeri gelince ama Batou bu seride bir o kadar da laubali bir karakter. Baya neşeli ve sık sık da şaka yapabilen bir karakter. Film serisinden tonunu ayırmasını sağlayan en büyük etmen ise benim gözümde Batou değil ama. Tachikoma’lar.

Tachikoma’lar serinin ciddiyet tonuna direkt aduket çeken bir unsur. Yazarlar ne amaçla koydu emin değilim. Bilinçli olarak serinin ciddi tonunu düşürüp biraz daha fazla kitleye ulaşma çabası mı yoksa cidden “Seri böyle çok ağır oldu yav” diye mi düşündüler bilmiyorum. Benim sevdiğim bir eklenti ama. Çünkü kullanımları baya iyi. Öncelikle ayarında bir ton düşürme rollerine sahip olduklarını düşünüyorum. Yeri gelince Tachikoma’ları o kadar fazla görmüyoruz ve görsek bile yine hal hareketleri sahnenin tonuna göre ayarlı. Ciddi bir anda saçma sapan şeyler yaparak olayı bozmuyorlar hiç. Bir de şu açıdan başarılı bulmaktayım; serinin konseptine yakışır şekilde de kullanmışlar yeri gelince. Tachikoma’lara özel ayrılmış 2-3 bölüm var seride ve bu bölümlerde büyük felsefi tartışmalar dönmekte ve bu tartışmaları Tachikoma’lardan izlemek çok eğlenceli bence.

Peki Stand Alone Complex ne demek? Seri ne anlatmaya çalışıyor ya da genel olarak neyi tema edinme derdinde? Orası işte çok karışık. Dediğim gibi; Stand Alone Complex serisi tek bir şeye odaklanan seri değil sadece. Hem konu olarak hem de tema olarak. Ama Stand Alone Complex ne derseniz şöyle kısaca açıklayayım; bağımsız olaylar zinciri. Bu ne demek? İzleyip görün daha iyi. Çünkü spoiler.

Görsel tarafı nasıl serinin derseniz orası karışık. Öncelikle filmlerdeki o kalite kesinlikle yok onu direkt çıkartın aklınızdan. Hem çizim hem de animasyon babında. Bu zaten mümkün de değil. Filmlerdeki o kaliteyi onlarca bölüme yayamazsınız çünkü. En azından o yılda o kaliteyi göremezsin. Yılına göre gayet kaliteli bulunan bir görselliği olsa da tabii artık üzerinden 20 sene geçmiş ve haliyle eskimiş. En azından ilk sezon benim çok çok gözüme çarptı ama ikinci sezon öyle değil. İkinci sezondaki çizimlerin eli ayarı daha bir düzgün ve hâlâ gideri de var bence. Görsel kalite dışında bir de tabii estetik anlayışı da farklı az biraz. Karakterlerin tasarımları orijinalinden farklılıklar gösteriyor. Hangisi daha iyi ya da değil o sizin zevkinize kalmış bir durum. Bana fark etmedi açıkçası.

Eh tabii müzik tarafı da farklılıklar içermekte. Film serisi bir Cyberpunk türü için çok alışıla gelmişin dışında idi. Cyberpunk eseri olmasına rağmen kullanılan müzikler geleneksel müzikler. Bu seri “Biz o seriden farklıyız anam” dercesine bunu hiç kullanmıyor ve direkt o tür için daha alışılmış türde müzikler kullanılmakta ve gayet de iyiler. Film serisinin de müzikleri zaten bir klasik bu arada. Var mıydı yazmama gerek bilmiyorum ama olsun. Ha ben Stand Alone Complex müziklerini tercih ediyorum o ayrı. İşçisin sen işçi kal kafası gibi baktım evet. Ama kişisel zevkim bir kenara; film serisindeki müzikler bu seriye daha çok orijinallik katıyor o ayrı.

Kötü karakterlere gelelim. Kötü karakter doğru kelime değil aslında. Seride kötü karakterlerden çok antagonistler yer almakta. Her sezon farklı bir konu olduğu için baş antagonist de farklı oluyor tabii. Peki nasıllar? İlk sezon için yorum yapmayacağım çünkü o çok değişik bir konsepte sahip antagonist konusunda. İzleyip görmeniz daha güzel olur. Beğendim mi peki? Evet beğendim.

İkinci sezondaki direkt favorim. İkinci sezonun kendisi aslında direkt favori animelerim arasında yer alıyor. Antagonisti de favori karakterlerim arasında ve Ghost in the Shell külliyatında da en sevdiğim karakter direkt. Ne var bu karakterde bu kadar derseniz bana da anlatmak düşer şimdi. Kendisine yazılmış belli bir geçmiş söz konusu öncelikle. Geçmişinde yaşadığı olaylardan etkilenip oradan kendine bir motif kuruyor ve seride yaptıkları eylemler için bir temel olmuş oluyor. Şimdi bu klasik bir kötü/antagonist karakter yazımı zaten. Özel kılan şeyi de serinin anlattığı şeyin gizeminde. Kendinizin deneyim edip görmesi gerektiği bir deneyim kısacası. Ama şöyle yazabilirim; serinin anlatmak istediği mesaja tamamen hizmet eden bir karakter. Kısacası sosyalist bir antagonist diyerek özetleyebilirim. İzleyin efenim.

Peki gelelim çıkan son sezon SAC_2045’e. Netflix yapımcılığı ile yıllar sonra serinin devamı geldi ama hoş karşılanmadı ne yazık ki. CGI olmasının bunda etkisi büyük tabii ama sanırsam yarım kalması da bunda sebep olabilir. Yarım derken Netlflix’in animelerde uyguladığı klasik politika işte. Yarıya bölüyorlar sezonu. İlk yarısı çıktı ve bitti ve ikinci yarısı hâlâ beklenmekte. Ne zaman çıkar bilmiyoruz henüz. Peki nasıl gidiyor seri? Bitmediği için emin değilim ve ilk yarısı çok gıcık bir yerde bitmiş bulunmakta. Evet CGI olması işleri tatsızlaştırmış ama bu tepkiler yine de bir abartı. Çünkü işin CGI tarafı o kadar kötü değil. Daha kötülerini çok gördüğüm için değil. CGI yer yer iyi kullanılmış çünkü. Göze çarptığı da oluyor sık sık tabii ve yine CGI yerine ortalama çizimler görsem daha iyiydi diyorsun ama buna da şükür deyip geçmelik bence. Sonuçta bu seri görsel tarafı ile şov yapmaktan çok senaryosu ile ön plana çıkmakta. O tarafı yine iyi olduğu için ben keyif alarak izledim ve gerisini de merakla bekliyorum. Görsel şov daha çok film serisinin işi aslında.

Senaryo demişken serinin davalarından bahsetmeyi unuttum. Seride ana konu dışında elbette episodik bölümler de var ve bu bölümlerde de ekibin günlük davalarını görüyoruz. Sonuçta ekibin orada tek işi tek bir dava değil ve seri kendini evrensel açıdan ele alma derdinde. İlk sezonda ana senaryo ile davalar arasındaki ayrım çok belirginken 2.sezondaki dava bölümleri daha bir ana konu ile alakalı oluyor sık sık. 2.sezonun yaptığı şey daha çok hoşuma gidiyor tabii ama ilk sezonun yaptığı şeyden de şikayetim yoktu. Peki bu davalar nasıl mı? On numara. Böyle özetleyebilirim. Gizem üzerine kurulu olan davaların çoğu resmen ders niteliğinde ve sonları bir harika. Kimileri biraz üstü kapalı kalıyor tabii o ayrı ve bu sizi rahatsız edebilir ama benim için o bir sorun olmamıştı. Her şeyi bileceğiz diye bir şey beklemiyordum zaten serinin kendini ele alma şekli yüzünden. Bu episodik bölümlerdeki davalar arada bir ekipteki karakterlerin hikâyeleri hakkında oluyorlar. Tabii yan karakterlerden bahsetmeyi unuttum çünkü pek işlenmiyorlar. Seride bulduğum tek adam akıllı eksi olabilir bu. Ekibin birçok kısmı fazla geri planda kalıyor. Yine birkaç tanesine özel arka plan hikâyelerinin anlatıldığı bölümler oluyor ama o kadar. Ana hikâyeye derinlik katacak şekilde işlenmiyor bu karakterler ve bu üzücü. Serinin adam akıllı ele alıp işlediği karakterler yine Major, Batou ve Togusa.

Bu kadarı ile yeterli olduğunu düşüneyim yeter sanırım. Her ne kadar anlatılacak daha çok şey olsa da yeter. Çünkü bu bir analiz ya da inceleme yazısı değil. Bir tavsiye yazısı nedenleri ile beraber. Eğer yazdığım şeyler sizin profilinize uyuyorsa hiç durmayın izleyin. İlginizi çekiyorsa da tabii. Ha olmuyorsa izlemenizi tavsiye etmem o vakit. Her eser zaten herkese hitap etmez ama Stand Alone Complex o konuda az bir şey daha önde bayrak tutanıdır. O kadar da değil ama kolay kolay sarmıyor o kadar kişiyi bu seri.



Ahmet Ömer Bakır hakkında 2 makale
İnsan evladı.